İçeriğe geç

Almanya’da pazar araştırma sektörü ve iş bulmak

Geçen sene, eşimin Almaya’da iş bulma sürecindeki deneyimlerimizi şuradaki yazımda paylaşmıştım. Almanya’da kendi iş bulma serüvenimi anlatmak ise bu yazının kısmetiymiş. Almanya’da iş bulmak için neler yapmak gerekiyor? Pazar araştırma sektöründe çalışmak için istenen nitelikler neler?

Özgeçmişim ile başlayalım. Ekonometri Bölümü mezunuyum. Mezun olduktan sonra büyük bir pazar araştırma şirketinde işe başladım ve Almanya’ya geldiğimde 7 sene iş tecrübem vardı.

Eşimin bluecard‘ı nedeniyle Almanya’ya taşındığımdan beri oturma ve çalışma iznim var. Yani şirketlerin bana sponsor olmalarına ve çalışma vizemi sağlamalarına gerek yok. Bu kuşkusuz ki; büyük bir avantaj. Çünkü şirketler böyle külfetlere girmekten pek hoşlanmıyor. Berlin’e yerleştikten sonra kendime süre tanıdım, dil kurslarına gittim, biraz dinlenmek istedim. Her şeyde bir hayır varmış, bu vesileyle senelerdir aklımda olan gezi bloğuma da başlamış oldum 🙂 Bu şekilde geçen bir buçuk senenin ardından iş aramaya başladım. Ama şimdi idrak ediyorum ki, bu kadar ara vermek bir hataymış. Geldiğim gibi iş arasaydım, sanıyorum hem Almanca’yı daha çabuk öğrenirdim, hem de birazdan anlatacaklarım dolayısı ile psikolojik olarak bu kadar yıpranmazdım.

pazar araştırma

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Berlin çok kozmopolit bir şehir. Neredeyse tüm herkes İngilizce biliyor. Genel olarak da çok iyi İngilizce konuşuyorlar. “Kusura bakma, İngilizcem çok iyi değil” deyip, Oxford İngilizcesi’nin bir tık altını konuşan Almanlar’a rastladım 🙂 Almanca bilmek büyük avataj ama İngilizce konuşulan şirket sayısı da az değil. Tabii meslek bazlı istisnalar söz konusu. Bir de İngilizce iş ilanlarındaki rekabet çok daha fazla. Berlin’deki işsizlik oranı Almanya ortalamasının üzerinde.

3-4 ay kadar iş aradım. Ben sanıyordum ki; bugün başvuracağım yarın görüşmeye çağıracaklar. Öyle bir dünya yok, yaşayarak öğrenmiş oldum. Her başvurduğum yerden telefon görüşmesi bile olmaksızın red aldım. Resmen red almakta bir dünya starı olma yolundaydım ki, yaşadığım hayal kırıklığı neticesinde iş aramalarıma son verdim.

Almanya’da pazar araştırma alanında istenen iki profil var. Bunlardan ilki Data Scientist (Veri Bilimci). Bu profilde mühendislik altyapısına, bir çok programlama ve analiz becerisine sahip olmanız gerekiyor. Diğer profil ise daha kalitatif veriye yönelik; deliler gibi bilgisayar programı bilmenize gerek olmasa da bu sefer de ileri düzeyde Almanca isteniyor. Ben R, Pyhton gibi programları bilmediğim için ilk profilin, Almancam da B1 düzeyinde olduğum için ikinci profilim dışında kalıyordum. Bir diğer dezavantajım ise, 7 senelik iş tecrübem olmasıydı. bu sebeple başvurduğum bazı ilanlar için de fazla tecrübeli kalıyordum. Ama hiç mi özgeçmişine uygun iş yoktu dersniz, vardı, hem de bir çok. Ama bu noktada da Berlin’deki yabancı populasyonu ve rekabet gündeme geliyor. 3-4 ayın sonunda iş bulmaktan vazgeçip, görüşmeye çağırılmaya razı olmuştum. Ama o da olmadı 🙂

İş başvurularında hüsrana uğrayınca, kendimi yine dil kurslarına vurdum. Bu arada dil kursları da başka bir yazının konusu, anlatılacak o kadar çok şey var ki. Bir yandan da kariyer değişikliği gündeme geldi, bir dönem online kursları takip edip, websitesi geliştiricisi falan olmaya heves ettim, tabii bu hevesler çok uzun süreli olmadı. O dönemde bir arkadaşımla bir fikir geliştirdik ve hiç aklımda yokken girişimci oldum. Proje üzerinde 5-6 ay çalıştık, bir yatırımcı programına katıldık ve oranın toplantılarına devam ettik. Ancak projemiz bir sonraki aşamaya kalamadı maalesef. Maalesef dediğime de bakmayın, girişimcilik işinin ne kadar bana uzak olduğunu anladıktan sonra, resmen elenmek için gün saymaya başlamıştım.

Projenin iptal olmasının ardından yine bir iş arama macerasına atıldım. Berlin’e geleli iki seneyi geçmişti ve proje ile ilgili sürekli İngilizce çalıştığımız için Almanca’m durduğu yerde duruyor, hatta geriliyordu. Ah şu Almanca’dan ne çektim? 🙂 1,5 ay daha iş arayıp, red almaya devam ettikçe; bu sefer de yüksek lisans gündeme geldi. İş aramayı bırakıp, belgelerimi toplayıp, dil sınavına girmiştim ki; son başvurduğum şirket beni iş görüşmesine çağırdı. Artık son başvuruları önyazısız, sallapati hatta okumadan yapmış olmama rağmen.

pazar araştırma

Bu arada bir özgeçmiş parantazi açayım. Çoğu şirket sertifikalarınızı, diplomalarınızı başvuru esnasında da eklemenizi isteyebiliyor. Hatta Almanlar’ın kapaklı dosya gibi bir özgeçmiş formatları var, ıslak imzalı falan. Ben İngilizce standart özgeçmişim ile başvurularımı yaptım. Bir kısım resimsiz ve kişisel bilgi (yaş, cinsiyet, uyruk, vb.) olmayan özgeçmişleri tercih ediyor. Ama bu durum Avustralya, İngiltere ya da Kanada’daki kadar katı değil. Ben resmimi de, kişisel bilgilerimi de özgeçmişimde tutmaya devam ettim. Uyruk konusu ise evlere şenlik. Kurstan Alman bir hocamın dediğine göre uyruk isimden bile ayrılabilen bir şey olduğu için, isme göre bile eleme yapılabiliyormuş. Şöyle bir gerçek var ki; bu dünyada herkes kendinden kötü şartlara sahip olan ülkeler için önyargılı. Almanlar nasıl bizi beğenmiyorsa, Kuzey Avrupa ülkeleri de Almanya’yı beğenmiyor. Böyle bir ayrımcılığa maruz kalmış mıyımdır, bilemem. Bu konuyla ilgili çok kafa yormadım, spekülasyonlar üzerinden çıkarımlar yapmanın kimseye bir faydası yok.

Başvurduğum ilanda akıcı Almanca istenmesine rağmen, başvurmuşum. O sıralar benim B2 sertifikam var ama hala çok konuşamıyorum. Özgeçmişimde de bu şekilde yazıyor. Kendimi daha yüksek seviyede göstermedim. Neyse arayan kişi Almanca konuştu benimle ve görüşmeye çağırdı. Tamam dedim, içimde görüşmeye çağırılmış olmanın sevinci var. Zaten yüksek lisansa epeyce yoğunlaştığımdan işe alınmak falan da çok umurumda değil.

pazar araştırma

Finans alanında pazar araştırma yapan, küçük ölçekli, Berlin ve Londra’da ofisleri bulunan bir şirket. Görüştüğüm iki kişi de Alman. Biz Almanca başladık konuşmaya, kendimi anlattım, neler yaptığımı anlattım. Eski şirketimden ve tecrübelerimden epeyce etkilenmiş olduklarını anladım. Yaptığım işleri daha detaylı sorduklarında ise; bunları Almanca olarak anlatmanın benim için zor olduğunu ve mümkünse İngilizce anlatıp anlatamacağımı sordum yine Almanca olarak. Sorun yok dediler, biraz da İngilizce konuştuk. Toplantı çıkışında anladıkları üzere Almanca’mın akıcı olmadığını ama ilerletme konusunda çok istekli olduğumu belirterek, bu durumun onlar için olumsuz olup olmadığını sordum. Onlar da işin tamamen İngilizce olduğunu, ofis iletişimde Almanca kullanmaya devam etmek istediklerini ve benim Almanca’mın bu noktada yeterli olduğunu söylediler. Hiyerarşinin olmadığı bir şirket olduğundan beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun gibi insan kaynakları soruları, yedi sene data analiz etmiş birisinin analitik becerilerini ölçmeye çalışan saçma sapan testler olmadı. Bunun yanısıra özel hayatıma ilişkin de asla bir soru sorulmadı.

Görüşmeden çıktığımda ikinci görüşmeye çağırılacağımdan emindim. Öyle de oldu, 1 hafta sonra İngiltere’den gelen CEO ve ekibin kalanı ile ikinci iş görüşmemi yaptım. Bu görüşmede İngilizce konuşmanın rahatlığı ile ben biraz sazı elime aldım ve geçmiş sorumluluklarımı iyice detaylandırdım. Görüşmenin başında laf olsun diye 1-2 soru soran CEO haricinde, 5 kişiden kimse bana soru sormadı. Çıktığımda bir tuhaflık olduğunu sezmiştim ve çok da ümitli değildim. Bu tuhaf durumun sebebi ise sonradan anlaşıldı; bu iş için biraz fazla kalifiye olduğumu ve geçmişimde büyük bir şirkette çalıştığım için bu şirkette çok uzun süreli olmayacağımı düşünmüşler. Neyse ki birkaç gün sonra yine de tekliflerini yaptılar ve beni Almanya pazar araştırma sektörüne kazandırdılar:)

Alman çalışma hayatı ise bir sonraki yazının konusu olsun.

Sevgiler…

 

Paylaş

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: Content is protected !!