İçeriğe geç

Bir kendini keşfediş hikayesi

Bugün bir whatsapp grubunda yerli bir diziyi çekiştirirken; hayatımdaki dayatmalardan ne kadar sıkıldığımı farkettim. Aslında hislerimi başkalarına açmaktan oldum olası hiç hoşlanmamışımdır ama bunun da bir tür terapi olduğunu düşünüyorum artık.

Yaşamımız boyu kendi içimizden gelmeyen, toplumun bize direttiği bir takım standartlara ulaşmak için kendimizi yıpratıyoruz. En ben başkasının  düşüncelerine önem vermem diyenlerimizde bile var bu. Çünkü konu komşuyu, iki senede bir gördüğümüz akrabanın düşüncelerini hiç umursamıyoruz ama kendimizi ailemize ve arkadaşlarımıza ispat etmek zorunda hissediyoruz. Halbuki sen mutluysan, yakın çevren de mutlu. Uzak çevre de kimin umurunda? Ama bu algı seviyesine o kadar da kolay ulaşamadım, hala da öğreniyorum. Doğru olmak ve kalabilmek konusunda hala bir takım standartları sağlamamız gerektiğini düşünüyorum ama mutlu olmak konusunda tek standart biziz.

Hayatım 2.5 senedir değişiklik, alışma ve kabullenme evrelerinde gidip geliyor. Belki bir başkası 6 ayda atlatırdı bu dönemi, belki diğeri 4 senede. Çünkü herkesin hayattaki dinamikleri farklı, kendi bakış açımızla başka hayatları değerlendirme lüksümüz yok, olmamalı. Tuhafsadığımız, küçümsediğimiz, anlam veremediğimiz en kötüsü de çoğunlukla bir telefon ya da bilgisayar ekranından şahit olduğumuz şeyler başkalarının seçimleri, istekleri ya da gerçekleri.

Yarıda kalan dostluklar

Almanya’ya taşınmadan önce, her şeyin çok daha kolay olacağını düşünüyordum. Burada hayata tutunup, Türkiye ile de bağları eskisi gibi güçlü tutmanın. Ama daha bir kaç ay dolmadan kopup giden bağlar oldu. Çünkü herkesin hayatına, o andaki hüznüne ya da mutluluğuna whatsapp ekranından dokunabilme şansın yok. İlk baş sorguluyorsun, kabullenemiyorsun. Daha çok arayan soran taraf olup kendince özverili olduğunu düşünüyorsun ama sadece vakit kaybediyorsun. Çünkü bir tarafın daha özverili olduğu arkadaşlıklara inanmıyorum, mutlu olduğum an seni aramayı tercih etmiyorsam ilişkimiz tam da o yarıda kaldığı yerde kalabilir. Çünkü mesafelere rağmen iletişimimi koparmadığım, hayatımdaki her durumdan haberi olan insanlar hep var, hep de olacaklar. Kimsenin vaktini almaya, kendimizi hayatlarında var etmeye çalışıp, onları da yormamıza hiç gerek yok. Facebook’un bize doğum günlerini hatırlattığı, Instagram hikayelerinden takip ettiğimiz, mutluluğuna bir fotoğraf beğenisi ile eşlik ettiğimiz arkadaşlarımız, tanıdıklarımız da olmalı.

Sinsi insanlarla başa çıkmak

Almanya’ya taşınacağım belli olduğundan beri; yüzüme karşı “ooh ne kadar iyi yaptın, burada yaşanmaz artık” diyip, konuşmalarının alt metninde bana ayar veren insanlar oldu. “Hayat da sana güzel, sadece gezip tozuyorsun, derdin yok, tasan yok, vaktin bol, kafayı sağlıklı yaşama takmışsın, biz de burada sürünüp duruyoruz.” Bu tip insanlar muhteşem bir hayatınız olduğunu, her şeyin size altın tepside sunulduğunu düşünüyorlar. Bence alttan alta da hayatlarını değiştirecek cesareti kendilerinde bulamadıkları için bulanları kıskanıyorlar. Benim de çok mutsuz, çok şikayet etmeli bir iş hayatım oldu. Şimdi bakıyorum da, sürekli başkaları ile kendimi kıyaslamaktan kendi değerimi ortaya çıkartma fırsatı bile bulamamışım. Bir konu sizi rahatsız ediyorsa, aynı konuyu tekrar tekrar dillendirmenin hiçkimseye faydası yok. Ya değiştirmek için bir şey yapın, ya da boşuna dillendirip, kendinizi daha da mutsuz etmeyin.

Biz bir seçim yaptık, bana göre çok daha kolay ama mutsuz bir hayatı bırakıp; daha zor ama mutlu bir hayatı seçtik. Hazır işimi bırakıp, kariyerimi çöpe atıp, bilmediğim bir dili öğrenmeye çalışıp, bir topluma kendimi kabul ettirmek çok da kolay değil. Ama ben bunun faturasını başkasına kesemem çünkü bunu ben tercih ettim, tıpkı bazı insanların başkalarının mutsuzlukları ile mutlu olmayı seçtiği gibi.

Güçlü duruşa zeval getirmeme sorunsalı

Hayatım boyunca kimseye eyvallahı olmayan, tabiri caizse burnu yere düşse eğilip de almayacak bir duruşum oldu. Mezun olduğum günden beri çalışıp, kendi paramı kazandım. Kadınların ekonomik anlamda bağımsız olmaları gerektiğini şiddetle savunanlardan biriyim. Ama gel gör ki, Almanya’ya taşınınca işler böyle yürümedi. Bir türlü iş bulamadım; bazı işler denedim, sevmedim. Bu durumun güçlü olmaya alışmış birine verdiği psikolojik yıpranmayı ise burada anlatmaya bile çalışmam. Çevremdeki 7’den 70’e herkesin, hatta daha geleneksel düşüncelere sahip olup eşleri, kızları bile çalışmayan insanların bana sürekli “Ne zaman çalışacaksın?” sorularını belki de sevinerek karşılamam gerekiyor 🙂

Kağıt üzerinde düzenli bir işe sahip olmayıp; yaptığım ufak işlerden ufak paralar kazandığım bu dönemde; Türkiye’de elde ettiğimden çok daha büyük ve farklı deneyimler elde ettim, kendimi daha çok keşfetme fırsatı buldum. Hatta şunu bile yeni idrak ediyor ve dillendiriyorum ki benim zaten başka planlarım var; bu sadece başkalarının ağzını kapatmak, yakın çevremin benim için daha fazla endişe etmemesi adına kafayı taktığım bir konu sadece.

Ruhu temiz tutma mücadelesi

Buraya geldiğimden birkaç ay sonra gündemi takip etmeyi bıraktım. Çünkü gündem beni mutsuz ediyor ve düzeltmek için de elimden hiçbir şey gelmiyor. Zaten uzak durmaya çalıştığım haliyle bile bana bir şekilde ulaşıyor. İnsanevladının kötülüğü, egoları, egoları adına başka canlara kıyışları ya da başka canların göz göre göre ölüme gönderilişleri beni kahrediyor. Ama sosyal medya üzerinden klavye kahramanlığı yapmanın da kimseye bir fayda sağladığını düşünmüyorum. Ben Facebook’ta muhalif bir haber paylaşıp, Instagram’ıma Atatürk fotoğrafı koyunca dünya düzelmiyor, insanlık kurtulmuyor. Belirli bir bilince sahip bir insan olarak; ötesini görmeyi, maruz kalmayı, ya da başkalarına sen de böyle düşünmelisin diye anlatmayı tercih etmiyorum. Tercih edene de saygı duyuyorum; ama muhalif haber, bayrak, gidenlerin arkasından ağdalı sözler, ev arayan kedilerin resimlerini paylaşmıyorum diye beni bilinçsiz, kendini kahraman sayan bu tavrı da reddediyorum.

Bana olumsuz enerji veren insanlarla iletişim kurmaya devam etmiyorum. Eğlenmek için izlediğimiz dizilerde ve programlarda bile kötü insan görmeye, kötü insanın normalleştirilmesine tahammülüm yok.

Only good vibes

Öncelerde büyük dalga geçtiğim bu kavram meğer hayat kurtaran cinstenmiş. İnsanevladı  olarak olumsuza dönmeye çok meyilliyiz, en azından ben öyleyim. Bu aşamada sürekli beraber olduğunuz insanlar olumsuza kaydığı an bu uyarıyı yapmak, olumlu hissetmeye çok yardımcı oluyor.

Artık hayat bana istediklerimi vermediğinde; verdikleri için şükretmeye ve elimden geleni yaptıysam mutsuzluk hissetmemeye çalışıyorum. Öyle ha denince değişmiyor eski huylar, düşünme biçimleri ama ne demişler: Başlamak, bitirmenin yarısıdır 🙂 Zaten bitirmek diye de bir şey yok, yolculuğum keyifli geçsin yeter.

Paylaş

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: Content is protected !!