İçeriğe geç

Almanca ve Almanya’da yaşam hakkında

Almanca ve Almanya’da yaşam yazıma hoşgeldiniz. Önceki yazılarımda okuduğunuz üzere Almanya’ya yerleşebilmek için uzun bir süreçten geçtik. Peki umduğumuzu bulduk mu? Yoksa pişman mıyız? Almanya’da nasıl bir hayat sizi bekliyor? En azından bizim Almanya’da nasıl bir hayatımız var? Almanya’da yaşam iyi mi kötü mü?

Bir kere alışma evresinin çok kolay olduğunu söyleyemeyeceğim. İnsan ilk geldiğinde tamamen burayı benimsiyor, eski hayatından adeta kaçıyor. Burada ne görse, dünyanın en güzel şeyi oymuş gibi yaklaşıyor. Sonraki dönemde –  ki bu bende 1-1,5 sene sonrasına denk geldi – “of insan güneş yüzü göremiyor, bu Almanca da ne kadar zor, biz en iyisi başka bir ülkeye yerleşelim, İngiltere’ye yerleşmek çok mantıklı,” gibi düşüncelere kapılıyor. Bunun bence en büyük etkeni dile henüz tam hakim olamadığımız için hayata da tam karışamamak. Şimdilerde bu psikolojiyi atlattım ve mutlu mesut yaşamaya devam ediyorum zorluklarını bilerek ve onları kabul ederek. Zaten bizi kimsenin zorla burada tuttuğu yok, daha mutlu olmasaydık dönerdik. Dönmediğimize göre iyiyiz demek ki.

Almanca Almanca Almanca

Gelelim Almanca’ya. Ben lisede Almaca gördüm ama kendisi en kötü notları aldığım dersimdi. Hiç sevememiştim. Eşim (o zamanlar erkek arkadaşım) Almanya’ya yerleşince Galatasaray Üniversitesi’nde kursa başladım. Öğretmeni çok sevdim, Almanca’yı da matematik gibi bir formüller dizisi olarak gördüm ve Almanca öğrenmekten de çok keyif aldım. Berlin’e geldiğimde A2 seviyesinde Almanca bildiğimi düşünüyordum. Aslında kağıt üzerinde öyleydi, burada dil kurslarının sınavlarına girince B1 seviyesinden başlayabildim çünkü sınav sadece yazılıydı. Sonra kursa başladım bir de ne göreyim, en basit dil bilgisi kuralını bilmeyen insanlar bana kıyasla Angela Merkel gibi Almanca konuşuyor. Yani yanlışlarla dolu ama durmaksızın. Bense 10 dakika düşünüp, bir cümle çıkarabiliyorum yalnızca. Ama metin yazsam benden iyisi yok sınıfta. Çünkü Türkiye’de gittiğim kurs her ne kadar bana Almanca’yı sevdirse de konuşma pratiği yapmadığımız ve Almanca dil bilgisi kurallarını Türkçe anlatımla öğrendiğimiz için yeterli gelmedi. Artikelleri bilmenin, en doğru cümleyi kurmanın, ya bak ne dativ cümleler kuruyorum’un günlük hayatta hiçbir faydası yok.

Neyse ben bu psikoloji ile birkaç ay daha kursa gittim. Sonra bir gün İngilizce konuşamadığımı farkettim ve anında Almanca’yı bırakıp her şeyi İngilizce yapmaya başladım. Al seni bir sene geriye götürecek bir yanlış karar. Sen devam etsene Almanca’na. Zaten anadil dışındaki dilin, diğer dillerin öğrenilmesini baltaladığı bilimsel bir gerçek. Başka kişilerden de duydum bu durumu. Siz İngilizceyi boşverip Almanca’ya devam edin, İngilizceniz’in bir yere gittiği yok, illa ki geri dönecek.

Neyse bu İngilizce’ye yönelişten sonra benim Almanca’m orta seviyede kaldı. Şimdiler de yine merak saldım, bu sefer akademik seviyeye getirmeden bırakmayacağım.

Gündelik hayat

Berlin 4 milyon nüfusu olan Almanya’nın en kalabalık şehri. Şehirde popüler noktalar kalabalıkken, mahallede öyle bir kalabalık görmüyorsunuz. Yüzölçümü olarak da epey geniş ve yayılmış bir şehir.

İnsanlar genellikle oldukça kibar. Komşular, bazen yolda gördüğünüz yaşlılar asla selamı eksik etmiyorlar. Tabii bu demek değil ki size bir kap yemek getirecekler. Bu sadece Türkiye’de oluyor. Zaten Almanlar’ın canını al, parasını alma ya da ona masraf çıkartma. 🙂

Dış görünüşünün, ne giydiğinin, ne iş yaptığının asla bir önemi yok. Herkese aynı şekilde saygı gösterip, kendi hayatları dışında bir şeyle alakadar olmuyorlar. Ben zaten çok içiçe yaşamaktan, insanların hayatıma müdahale etmesinden hoşlanmayan bir insan olduğumdan bu durumu çok seviyorum. Ama eğer ben herkesle içli dışlı olmayı severim, aile dışındaki insanlarla da sıcak ilişkiler kurmak isterim derseniz biraz sıkıntılı olabilir.

O koca koca plazma tvler, en son modern cep telefonları, en pahalı arabalar standart bir Alman’ın asla ilgisini çekmiyor. Lüks kavramları pek yok, her şey çok fonksiyonel. Duşakabinli bir küvet bir kraliyet ailesi ihtiyacı gibi mesela.

Berlin’de ev bulmak

Berlin’in en büyük çilesi kiralık ev bulmak. Belirlenen günlerde yüzlerce kişi Türkiye şartlarında korkunç sayılabilecek evleri görmek için kuyruk oluyor. Burada da bitmiyor. Eğer ilgileniyorsanız evraklarınızı teslim edip seçilmeyi bekliyorsunuz. Ev için seçilmek işe girmekten daha zor. Ev almak zaten çok pahalı ve yeni projelerin büyüklüğü ağırlıklı 80 m2 dolaylarında. Tabii ki 200 m2’ye 3 katlı ev projeleri de var ama standart apartman daireleri oldukça kompakt. Türkiye’de kredi kartı batağına saplanarak yaşadığımız zenginlik, büyük evler, lüks arabalar, sıklıkla değiştirilen cep telefonları burada yok yani. Bence aksi takdirde İkinci Dünya Savaşı’nda tamamen yıkılmış, ortadan ikiye bölünmüş bir ülkeyi Avrupa’nın en güçlü ekonomisi haline getirmek çok kolay olmazdı.

Büyük şehir

Almanya’da iş bulma yazımda da bahsettiğim gibi, Berlin çok kozmopolit bir şehir. Yolda yürürken Almanca dışında da yüzlerce dil duyacaksınız. Hiçbir Türk markasını, Türk yemeğini özlemeyeceksiniz. Kim ne derse desin eğer Almanca bilmeden Berlin’e geldiyseniz o Türk mahallesinin orada olduğunu bilmek sizi inanılmaz rahatlatıyor.

Toplu taşıma çok gelişmiş. Her yere toplu taşıma ile gidebilirsiniz. Çoğu yolda bisiklet yolları ayrı. Her yer park bahçe. İnsan bu kadar yeşili nasıl muhafaza edebildiklerini bir türlü anlayamıyor. Her mahallede bir tane park olduğu gibi, şehrin biraz dışında muhteşem göller ve ormanlar var.

Çok şık ve temiz bir şehir değil. Avrupa’nın sanat merkezlerinden bir tanesi, çok fazla sanatçı yazıyor. Hipster’ları meşhur.

Almanya pahalı mı?

Berlin Almanya’nın en ucuz yerlerinden bir tanesi. Bunu ev alma, kira verme dışındaki durumlar için söylüyorum. Almanya’nın diğer yerleri Berlin’den daha pahalı olsa da yine de çok pahalı bir ülke değil. Kalite algısı çok yüksek. Ucuzluk marketlerinde en ucuza satılan ürünler bile oldukça kaliteli.

Paranın değeri yüksek. Türkiye’de ve Almanya’da kazanılan geliri birim bazında düşünürsek; diyelim ki iki kişi de 3000 birimlik(ülkenin kendi birimi) maaş alıyor. Almanya’da bir markete gittiğinizde 50 Euro’ya bir market arabası doldurabilirsiniz ama Türkiye’de 50 TL’ye ne alabilirsiniz ki?

Geldiğimden beri fiyatlarda çok az değişim gözlemledim. Marketteki çoğu ürünün fiyatı hala aynı, ama Türkiye’ye her gittiğimde fiyatların ne kadar arttığını görmek beni çok şaşırtıyor. Ailenin cimrisi oldum, her Türkiye ziyaretimizde yakaladığım herkese pahalılıktan şikayet ediyorum.

Özetle…

Her şey yoluna girdi diyemesem de mutlu hissediyorum. Çok daha dingin ve basit bir hayatımız var. Yabancı bir ülkede olmamıza rağmen kendimizi güvende hissediyoruz. İnsana daha çok kıymet verildiğini görüyoruz. Belediye tarafından burada yaşayanların hayatını zorlaştıracak bir uygulama görürsek şaşırıyoruz mesela. Örneğin geçen gün inşaat dolayısı ile 20 m kadar kaldırım yerine, yoldan yürümek zorunda kaldım ve bu durumu çok garipsedim. Sonra bu durumu garipsememi daha çok garipsedim. 🙂

Eğer yaşadığınız hayattan memnun değilseniz, değiştirmek için bir şeyler yapın. Bu yurtdışına yerleşmek demek değil. Belki işini, belki çevreni değiştirmek, belki seni mutlu edecek bir hobi bulmak, belki de değiştiremediğin ve içinde bulunduğun durum hakkında konuşup konuşup olumsuz düşüncelere boğulacağına sadece susmak bile bir çözüm olabilir. İnsan o düzenin içindeyken çok farketmiyor, ama dışarıdan bakınca anlıyor.

Biz hayatı daha mutlu olacağımıza inandığımız bir şekilde yaşamayı seçtik, zorluklarını da göğüsleyerek. Bunu herkes yapabilir, yeter ki bir şeyi yeterince isteyelim.

Merak edenler için önceki iki yazımda neden Almanya’ya yerleşmek istediğimizi ve Almanya’da iş bulma sürecini anlattım. Sormak istediğiniz bir soru olursa yorum bırakabilirsiniz. Sevgiler…

 

Paylaş

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: Content is protected !!