İçeriğe geç

BUDAPEŞTE: PRENS BUDA ile PRENSES PEŞTE

Senelerdir sürekli niyetlendiğimiz, ancak gerçekleştiremediğimiz Budapeşte gezimizi Aralık ayı sonunda gerçekleştirebildik. Bu durum sanırım biraz Budapeşte’nin kaderinde var. Hep öncelik çevresindeki diğer şehirlerin oluyor. Neyse bu sefer şeytana uymadık ve Budapeşte’ye doğru yola çıktık.

Uçak biletlerimizi Air Berlin’den aldık. Berlin’den tren ile de gitmek mümkün ama 12-13 saatlere varan tren yolculuğu kısa bir tatil için iyice yorucu olacaktı. İlk kez bir schengen ülkesinden bir başkasına yolculuk ettim, uzun pasaport kontrolü sıralarına girmeden ülke değiştirmenin keyfi anında kanıma işledi. Üç günlük bir tatil için kabin bagajı olarak aldığımız sırt çantalarımız da yeterli olduğundan bagaj teslimini de beklemeden kendimizi havaalanı dışına atıverdik. Uçağımız 9:45’te vardı ve biz 10:00’da havaalanından çıkmıştık.

Macaristan Karpatlar’da yer alan, denize kıyısı olmayan ve 10.000.000 nüfuslu bir ülke. Tarihte Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Viyana ile beraber iki başkentinden birisi. Tarih boyunca Viyana ile aralarında hep tatlı bir rekabet olmuş ve bu rekabette Viyana hep bir adım önce olmuş, sanırım hala da öyle.

Kale Bölgesi'nden Tuna, Zincirli Köprü ve Peşte tarafı
Kale Bölgesi’nden Tuna, Zincirli Köprü ve Peşte tarafı

Macar ile Türk tarihi uzun süreler boyunca hep kesişmişler. 150 yıl süren Osmanlı hükümdarlığından çok daha öncelerde Kafkas Bölgesi’nde Macarlar Oğuz Türkleri ile 500 yıl boyunca beraber yaşamışlar. Ama Budapeşte’de pek Türk izi bulabilmek mümkün değil. Ancak Macarca’da Türkçe ile ortak sözcükler bulunuyormuş. Macarca demişken, şu zamana dek gördüğüm en karmaşık dildi kendisi. Gördüğünüz kelimenin ne anlama geldiği ile ilgili hiçbir çıkarım yapamıyorsunuz. Avrupa Birliği’nde Fince, Estonca ve Maltaca ile beraber Hint-Avrupa dil grubuna ait olmayan dört dilden biri. Macarca’nın başkalığı beni o derece etkiledi ki; döndüğüm gibi biraz araştırma yaptım. Dile kolay alfabelerinde tam 42 harf var. Türkçe ile oldukça uzaktan akraba ve Türkçe gibi sondan eklemeli bir dil. Oldukça fazla yanyana sessiz harf kullanıyorlar. Almanca’nın senelerdir günahını alıyormuşuz.

En çok göreceğiniz kelimeler; utca (cadde), tér (meydan), út (yol)

Şehir bilindiği üzere Tuna’nın ayırdığı Buda ve Peşte kısımlarından oluşuyor. 1873 yılında Buda, Peşte ve çok da bilinmeyen Obuda’nın birleşmesi ile oluşuyor. Şehir 20. yüzyılda Yahudilerin Mekkesi ya da Yudapeşte olarak anılırmış. Sonrasında ise çoğu Avrupa ülkesinin ortak kaderini (Nazi işgali, ardından Komünist rejim) yaşıyor.

Tuna nehri, Kale Bölgesi ve Andrassy Bulvarı Unesco Kültür Mirası Listesi’nde yer alıyor. Macarlar aynı zamanda Rübik kübünün ve tükenmez kalemin de muciti. Bunun yanında şehir bir çok “en” ve “ilk”e sahip, bunlara yazımın devamında değineceğim.

Budapeşte’de Konaklama:

Budapeşte’nin en merkezi yeri Vaci Utca. Konaklamanızı buraya yakın yapmanızı tavsiye ediyorum.

Biz tercihimizi Hotel Zenit’ten yana kullandık. Konumunun bu kadar iyi olabileceğini cidden tahmin edemezdim. Temiz bir oteldi. Ayrıca kahvaltı da satın aldık, o da güzeldi. Yalnız otelin duvarları biraz ince, gürültülü bir komşuya denk gelirseniz hoş olmayabilir. Bunun dışında odamız 3 metre ötedeki bembeyaz bir duvara bakıyordu. Belki değiştirmek isteseydik değiştirirlerdi, ama zaten geç vakit odaya geldiğimizden sorun etmedik. Ama ikinci gece bir nebze klostrofobimin tuttuğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Budapeşte’de Yeme-İçme:

Dışarıda yemek yemek benim için her zaman bir problem. Yeni tadlara da hiç açık olmayan bir insan olduğumdan Macarlar’ın oldukça yağlı gözüken yemeklerini denemedim.

En meşhur yemekleri Gulaş. Genellikle çorba kategorisinde ancak ana yemek menüsünde rastlarsanız; muhtemelen et sote tarzında, suyundan arındırılmış olarak gelecektir. Bu hassas mideler için de yenilebilir bir versiyon.

Vaci Utca üzerinde oldukça fazla fastfood seçeneği de mevcut. Alıştığımız fastfood imajına nazaran çok daha temiz ve derli toplu görünüyorlar. Bunun dışında internetsiz yapamayan bünyeler için bedava kablosuz internetleri de var. (en azından KFC’de vardı)

Macaristan’da Çigan Geceleri de meşhur. Renkli kostümlü dansçılar ve orkestra eşliğinde çingene müziği dinleyebiliyorsunuz. Ancak kış döneminde çok renkli, hayal ettiğiniz gibi geçmeyebilir. Biz Çigan gecesi için Matyas Pince’i tercih ettik. Yemekler çok lezzetli, çalışanlar çok güleryüzlüydü. Ama mevsimin azizliğine uğradık ve az misafiri olan restaurantta sönük bir Çigan gecesi yaşadık. Misafirleri karşılayan, paltolarını alan, masalarına götüren çok tatlı bir kızcağız vardı, giderseniz bizden selam söyleyin. İngilizce ve Almanca biliyor. Dahası kısa bir tren yolculuğunda, yanyana oturduğu bir Türk’ten Türkçe kelimler de öğrenmiş ve unutmamış. Aylardır Almanca öğrenmeye uğraşan biri olarak böyle dile yatkın insanları ne kadar kıskandığımı anlatamam.

Macarlar’ın oldukça övündükleri Tokaji şarabını denemenizi tavsiye ederim. İçimi kolay, tadı da hoş.

New York Kafe
New York Kafe

Aynı zamanda Budapeşte’nin tarihi kafeleri de meşhur. Bir sanat galerisini andıran New York kafe muhteşem süslemelere sahip. Onun dışında Gerbeaud da tavsiye edilen tarihi bir kafe.

Budapeşte’de şehir içi ulaşım:

Budapeşte’nin çok gelişmiş bir toplu ulaşım sistemi var. Metro, otobüs, tramvaylar ile turistik noktalara kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Eğer Budapeştecard alırsanız, toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabiliyorsunuz.

Avrupa’da ilk, dünyadaki ikinci metro Budapeşte’de kullanıma açılmış. Bu metro hattı Vörösmarty Meydanı’ndan, Kahramanlar Meydanı’na giden M1 numaralı hat. Sadece bu hat değil, genel olarak metroları ve tramvayları oldukça eski. Kapılar kapanırken uyarı sesi o kadar yüksek ki, keşke bu kadar sık durak olmasa diye düşünüyorsunuz. Ancak metro durakları kolay ulaşılabilirlikleri ile göz dolduruyor. 10-15 basamak merdiven iniyorsunuz ve metro tam karşınızda. Diğer çoğu şehirdeki gibi metrelerce inerek mağmaya yaklaşmanıza gerek yok. Ayrıca yürüyen merdivenleri de çok hızlı. Sanırım Macarlar vakit kaybetmeyi pek sevmiyor. Metro duraklarında yatağı ve yorganı ile yatan kişiler görürseniz; garipsemeyin, hiçbir zararları yok.

Havaalanından şehir merkezine ulaşmak için de toplu taşımayı kullanabilirsiniz. Çıkış kapısının 20 metre ilerisinden kalkan 200 E numaralı otobüse binip, 15-20 dakika sonra Kobanya Kispet durağında inip, direkt M3’e aktarma yapabilirsiniz. M3 hattı, Deak Ferenc Meydanı ve Ferenciek Meydanı gibi şehrin merkezi noktalarından geçiyor. Gelelim bilet ücretlerine: Tek yön bilet 350 HUF (eğer otobüs içinde şöförden alınırsa 450 HUF), aktarma bileti ise 530 HUF. Gruplar için daha uygun opsiyonlar da bulunuyor. Biletinizi duraklarda ve otobüs içlerindeki küçük makinelerde onaylatmayı unutmayınız. Bilet ücretlerinden de görebileceğiniz üzere, Macar Forinti ile hesap yapmak bizim gibi bollaştıkça sıfırları atan insanlar için modern çağ işkencesi. Tüm istatistikçi kişiliğimi bir yana bırakıp, tatilimiz süresince bu işi eşime kitledim, pişman değilim. Basitçe Forint’i TL’ye çevirmek için 100’e; Euro’ya çevirmek için 300’e bölebilirsiniz.

Budapeşte’yi Hop on Hop off otobüsler ile de gezebilirsiniz. Sizin çaba sarfetmenize gerek kalmaksızın tur satıcıları her yerde size ulaşacaktır. Yine iki günlük, üç günlük opsiyonlar var. 3 rotaları var, bir tanesi kış aylarında çalışmıyor. Belirlenmiş duraklarda istediğiniz zaman in bin yapabiliyorsunuz.

Budapeşte Kart:

Budapeşte kart şehir içinde ücretsiz ulaşım, bazı müzelere ücretsiz giriş (en önemlileri; Ulusal Müze, Tarih Müzesi ve Ulusal Galeri) anlaşmalı restaurantlarda indirim oranları, Tuna Nehri’nde turlar düzenleyen Legenda firmasında indirim ve termal havuzlara ücretsiz giriş hakkı sağlıyor. Biz termal havuzlara gitmememize rağmen, karlı çıktık. Tabii müze ziyareti yapmayacaksanız bir anlamı kalmıyor. 2 günlük ve 3 günlük seçenekler var. 2 günlük kart ücreti 7.900 HUF. Biz uçaktan indiğimiz gibi havaalanından aldık. Ama şehrin içinde de bir çok yerde seyyar satıcı gibi Budapeşte kart satıcılarını bulabilirsiniz. Tabii kartın yanısıra başka turlar da satmaya çalışabiliyorlar. Ancak son derece kibarlar, ilgilenmediğinizi söylediğinizde ikiletmiyorlar. Yol tarifi konusunda da yardımcı oluyorlar.

Budapeşte’ye ne zaman gidilir?

Çoğu yer gibi yazın Budapeşte’yi ziyaret etmek çok daha keyifli olacaktır. Ancak hava Berlin’e nazaran çok daha sıcak olduğundan kışın gezerken de bir rahatsızlık hissetmedik. Hava güneşli ve açıktı. 3. günümüzde ufaktan yağmura yakalandık ancak rahatsızlık verici boyutta değildi. Kışın gidiyorsanız yanınıza şemsiye almayı unutmayınız.

Kışlar Türkiye’ye nazaran bir nebze daha soğuk, Berlin’e nazaran ise bir nebze daha yumuşak geçiyor. Yukarıda da bahsetmiş olduğum Çigan gecesi ve benzeri etkinlikleri daha renkli geçirmek istiyorsanız, daha cıvıl cıvıl sokaklar ve meydanlarda vakit geçirmek istiyorsanız yaz ve bahar aylarını tercih edebilirsiniz.

Budapeşte’de ne kadar kalınır?

Biz biraz detaylı geziyoruz ve müzelere de vakit ayırıyoruz. Bu sebeple 3 gün bayağı koşturmacalı ve yorucu geçti. Sanıyorum 4 gün daha keyifli olabilirdi. Müze yerine termal havuzlara vakit ayırmak isterseniz de, yine aynı durum geçerli.

Bütçe:

  • Uçak bileti : 100 Euro (kişibaşı)
  • Konaklama : 166 Euro (2 gece için 2 kişilik oda fiyatı, kahvatı dahil)
  • Şehir içi ulaşım: 530 HUF (Budapeşte kartımızın süresi bittiğinden havaalanına gidiş için aktarma bileti, kişibaşı)
  • Matyas Pince: 15.000 HUF (2 kişi)
  • Budapeste kart: 7.900 HUF (kişibaşı)
  • Opera bileti: 1.500 HUF (kişibaşı)
  • Tuna nehri turu: 5.500 HUF (BC indirimi: 1100 HUF, kişibaşı)
  • Audioguide: 800 HUF (National Galeri için)
  • Mc Donalds: 3.000 HUF (2 kişi)
  • KFC: 2.800 HUF (2 kişi)
  • Füniküler: 1.200 HUF (tek yön, kişibaşı)
  • New York kafe: 7.500 HUF (2 kişi)
  • Cafe: 1.500 HUF (iki kahve)

Gelelim programımıza…

Budapeşte’de gezilecek yerler

1. Gün:

Uçaktan indiğimiz gibi Tourist Information’dan Budapeşte kartlarımızı aldık. Havaalanında fahiş fiyattan döviz bozdukmak yerine; büroda kart ile Euro ödeme yapabilirsiniz. Çıkış kapısının 20 metre sağından kalkan 200 E numaralı otobüsle Kobanya Kısmet durağında inip; M3’e geçtik. İkisi de gündüz saatlerinde oldukça sık geçen hatlar. Gece için ise internet sitesini ziyaret edebilirsiniz:

http://www.bkk.hu/en/main-page/news/

Deák Ferenc tér / Deák Ferenc Square / Deák Ferenc Meydanı

M3’ün duraklarından biri Deák Ferenc. Burası Budapeşte’nin şehir içi ulaşımın merkezi. Ayrıca bir çok turistik yere yürüme mesafesinde. Ayrıca üç metro durağının da keşiştiği durak.

Erzsébet tér / Erzsébet Square / Elizabeth Meydanı

Deák Ferenc’den 5 dk yürüdüğünüzde buraya çıkıyorsunuz. Şehir merkezindeki en yeşil alan burasıymış. Peşte tarafı oldukça betonarme bir yapıya sahip. Meydanın adı, şehrin siyasi kimliğiyle beraber sürekli değişmiş. Elizabeth olarak başlayıp; Stalin, Engels olduktan sonra 1990 yılında Komünist rejimin ardından aslına geri dönmüş.

Budapeşte’de bir çok yapının Kraliçe Elizabeth’e ithaf edildiğini göreceksiniz. Peki kimdir bu Elizabeth? Kendileri Avusturya İmparator’u, Macaristan ve Hırvatisyan kralı Franz Joseph I’in eşi, Bohemya Kraliçesi. İmparatoriçe Elizabeth Macarlar’ı çok sevmiş, dillerini öğrenmiş, bir dönem Budapeşte’de yaşamış ve en yakın arkadaşları da Macarlar’dan olmuş. Budapeşte halkı da O’nu çok sevmiş.

Meydanda Danubius isimli Macar nehirlerini simgeleyen bir çeşme mevcut. Aynı zamanda kilit asılabilen küçük bir de ağaç var.

Elizabeth Meydanı’ndan yukarı doğru yürüdüğünüzde Szent István-bazilikası ve Andrássy bulvarına; aşağı doğru yürüdüğünüzse ise sırasıyla Büyük Sinagog, Ulusal Müze ve büyük pazara çıkıyorsunuz.

Biz otele geçmeden biraz daha keşif yapmak istedik ve Büyük Sinagog yönünde ilerledik.

Dohány utcai zsinagóga / Great Synagogue / Büyük Sinagog

Burası içerisinde Macar Yahudi Müzesi’ni de barındıran çok büyük bir kompleks. Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise ikinci büyük sinagogu. 3.000 kişi kapasiteye sahip. Dünyanın en büyük sinagogu ise New York’ta bulunuyor.

sinagog2
Sinagog

Etkileyici bir mimarısı var. Ön taraftaki kulelerin kubbelerinde Mağribi göndermesi olan yaldız işlemeler var. Bu işlemeler döneminde ilkmiş, sonra o kadar beğenilmiş ki başka sinagoglarda da uyarlanmış.

sinagog
Sinagog

Sinagog’un arka bahçesinde Yahudi soykırımı için yapılmış söğüt agacı şeklinde bir anıt var. Avlusunda ise eski mezar taşları, hayatını kaybedenler için anıt mezarlar bulunuyor.

sinagog_soykirim_aniti
Sinagogtaki soykırım anıtı

Váci utca / Váci Street / Váci Caddesi

Sinagog sonrası artık otelimize geçelim dedik ve Ferenciek Tere üzerinden ara sokaklardan Váci utca’ya çıktık. Bu trafiğe kapalı cadde Vörösmarty Meydanı’ndan başlayıp, 15 Mart Meydanı ile ikiye ayrılıp, Büyük Pazar ile son buluyor. Yol boyu renkli vitrinler, güzel restaurantlar kısaca hayat var.

Vörösmarty tér / Vörösmarty Square / Vörösmarty Meydanı

Meydan; İngiliz Büyükelçiliği, meşhur tarihi Gerbeaud Cafe ve modern alışveriş ve ofis merkezleri ile çevrili durumda. M1’in ilk durağı bu meydan. Aynı zamanda meydanın isim babası da olan şair Mihály Vörösmarty’in bir de heykeli bulunuyor. Bu heykele arkanızı verdiğinizde sokaklar sizi Tuna kıyısına çıkarıyor.

Duna / The Danube / Tuna Nehri

Avrupa’nın Volga’dan sonra en uzun ikinci nehri olan Tuna, 10 ülke ve 16 şehre temas ediyor. Budapeşte’yi ise ikiye ayırıyor. Buda ile Peşte arasında 8 tane köprü var. Bunlardan en eskisi ve meşhuru Zincirli Köprü. Rivayete göre Buda’da yaşayan, şehrin ileri gelenlerinden biri babasının Peşte’deki cenazesine yetişemeyince 1849 yılında bu köprü inşa edilmiş. Tuna üzerinde bulunan diğer köprüler; Megyeri, Arpad, Margeret (aynı zamanda Tuna üzerindeki Margeret Adası’na da ulaşım sağlıyor.), Elizabeth, Liberty, Petofi ve Lagymanyosi. Bana kalırsa tümü trafiğe açık olduğundan hiçbirinin çok büyülü bir havası yok.

1938 yılında Tuna 2.6 m yükselmiş ve büyük bir sel olmuş. Günümüzde nehrin gri bir rengi var. Sadece aşıkların mavi görebileceği yönünde efsaneler dönüyor, inanmayınız.

Peşte trafında 2 numaralı tramvaya, Buda tarafında da 19 numaralı tramvaya binersiniz güzel bir Tuna boyu gezisi yapmış olursunuz. Bunun dışında Tuna’nın vazgeçilmesi akşam saatlerinde yapılan tekne turları, buna yazımın devamında değineceğim. Ayrıca Tuna kıyısı boyunca eğlenceli heykeller de bulunuyor.

Nehir kıyısında tam özçekimlerimizi yapmaya başlamıştık ki, ben haritayı çıkarmak için gömlek dosyamdan çıkarıp cebimde rulo olarak muhafaza etmeye başladığım dökümanlarımın (saat bazlı programımı, gezilecek yerler hakkındaki özet bilgilerimi, opera biletlerimizi, Tuna Nehri turu için bilet çıktılarımızı, toplu ulaşım haritalarının yer aldığı) olmadığını farkettim. Ben çoğunlukla böyle dikkatsiz bir insanımdır, huyum kurusun. Haftalarca o kadar uğraştığım emeğimin sokaklarda helak olmasına gönlüm el vermedi ve aynı yolu sırtımızda çantalarımız geri yürüyerek aramaya başladık. Ferenciek Tere’ye yaklaşmıştık ki bulduk ama su birikintisine düşmüştü, bazı sayfalar kopup bağımsızlığını ilan etmişti. Yine de aldım ve otelde fotoğraflarını çektikten sonra çöpe attım. Tabii fotoğraflara bakıp koca excel sayfalarını uygulamaya koymak hiç kolay olmadı. Tatilimiz boyunca çok faydalanamadık. Bu yaşadığım olaydan sonra senelerdir yürürlükte olan excel çalışmalarımın yerini daha kullanıcı dostu ve ergonomik dökümanlara bırakması gerektiğini anladım.

Otelimize vardık, yanımızda getirdiğimiz sandviçleri yedik, günlük kuruyemişimizi yanımıza alıp kendimizi tekrar sokaklara vurduk. Neredeyse her gezimizde yanımızda sandviç, kuruyemiş tarzında öğle yemeği olarak tüketebileceğimiz şeyler taşıyoruz. Böylelikle tek öğüne para veriyoruz. Eğer yanımızda yoksa gittiğimiz yerde bir market bulup hallediyoruz.

Magyar Nemzeti Múzeum / Hungarian National Museum / Macar Ulusal Müzesi

Otelden çıktıktan sonra yine Vaci Utca üzerinden büyük pazara kadar yürüdük ve sola döndük. Bu yolu dümdüz takip ederseniz, yolun sağ tarafında çok güzel Neo-klasik mimarisi ile Ulusal Müze’yi göreceksiniz. Budapeşte kart sayesinde müzeyi ücretsiz gezdik. İçerisinde Antik Roma döneminden günümüze kadar olan seramik, silah, tekstil, mobilya gibi parçaları da barındıran birçok sergi mevcut. Müze planı biraz karışık, planı açıklayan ingilizce bir döküman da bulamadık. Aynı zamanda müze inanılmaz boştu. Berlin’de doğru müzeciliğin tüm nimetlerinden faydalanan insanlar olarak Budapeşte’nin müzecilik konusunda biraz daha gelişmesi gerektiğini düşünüyoruz.

ulusalmuze
Ulusal Müze

Müzede en ilgi çekici gösterimlerden biri de Beethoven’ın kullanmış olduğu piyano sanırım.

Müzenin önündeki merdivenlerde renkli banklar koymuşlar, müze sonrası yorgunluğunuzu bu merdivenlerde giderebilirsiniz.

Szent István-bazilika / St.-Stephans-Basilika / Aziz István Katedrali

Ulusal Müze’den çıktıktan sonra geldiğimiz yönde yürümeye devam ettik, sırasıyla Büyük Sinogug’u, Deák Ferenc’i geçtik; Erzsébet tér hizasından sağa doğru çapraz yönde ilerledik, zaten katedralin kubbesini görüyorsunuz.

ststefanbazilika
Aziz Istvan Katedrali

Adını Macarlar’ın ilk kralından alan kilise, 1905 yılında yapılmış Neo-klasik bir yapı. Önünde uzanan geniş meydanı ile çok çok heybetli. İçi de çok albenili hele bir de ayine denk geldiğimizden oldukça büyülü bir ortam vardı. Denk getirebilirseniz, bilet alıp, konserler izleme şansınız da var. Ayrıca kubbelere çıkıp şehri tepeden izleyebiliyorsunuz.

ststafan_bazilika2
Aziz Istvan Katedrali
ststefan_bazilika_ic
Katedralin içi

Tuna turu

Yaz dönemlerinde bilet bulamama vs. gibi durumlar yaşandığından tüm pimpirikliliğimle biletlerimizi gezimizin bir hafta öncesinden internetten almıştık. Budapeşte kart sayesinde bir kısım indirim sağlayabildik. Tercih ettiğimiz tur şirketi Legenda oldu. Bir başka şirket daha mevcut ama internet sitesi olarak Legenda daha çekiciydi. Bilet aldığınıza güvenmeyin, önceden gidip güzel yer tutmaya kapın. Kış dönemi olduğu için tamamen cam kaplı bir tekne ile gezdik. Güzel tarafı 30 dilde Audioguide hizmeti vermesi. Biletinize bir de içeçek dahil, alkollü ya da alkolsüz tercih edebilirsiniz. Teknede servisten sorumlu hanım kızlarımız 10 dilde de Hoşgeldiniz ve Güle güle diyorlar.

kale_gece
Nehir turumuzdan Kale Bölgesi

Audioguide Tuna’nın ağzından şiirsel bir dille şehri anlatıyor. Biraz senkronizasyon karışıklığı yaşayabilirsiniz, Türkçe dinlemeniz bu durumda oldukça işe yarıyor. Peşte kıyısı yakınındayken Buda kıyısı anlatılıyor gibi bir durum var. Bu turlar gündüz tercih edilebileceği gibi akşam yemekli olarak da tercih edilebilir. Ama akşam olmasını özellikle tavsiye ederim. Budapeşte şu zamana dek gittiğim, en güzel ışıklandırılmış şehir. Bu durum şehrin büyüsüne büyü katıyor. Tur 1-1.5 saat civarında sürüyor. Bence Budapeşte’deki ilk gününüzde yapmanızda fayda var, çünkü görülecek yerleri, şehrin haritasını daha rahat kavrayabiliyorsunuz.

parlamento_gece
Nehir turumuzdan parlamento binası

Turun ardından Matyas Pince’de yemeğimizi yiyip, Vaci Utca’da yine biraz vakit geçirip, otelimize döndük.

2. Gün:

Kahvaltımızı yapıp, 9 civarında otelden çıktık. Vaci Utca’yı ikiye bölen 15 Mart Meydanı’na vardık. Bu meydan Elizabeth Köprüsü’nün Peşte tarafındaki ayağı aynı zamanda. Bu köprü de 2. Dünya Savaşı’nda yıkılmış, ardından eski mimarisinden farklı daha modern bir köprü yapılmış. Bence ilk mimari çok daha güzelmiş.

Belvárosi Plébaniatemplom / Inner City Parish Church

15 Mart Meydanı’nın Tuna tarafında; Peşte’nin en eski kilisesi sizi selamlıyor.

Elizabeth Köprüsü’nün hemen girişindeki otobüs durağından 8 numaralı otobüse bindik, Buda tarafına geçtik Sánc utca durağında indik. Burada sizi Citadella, Özgürlük Anıtı gibi yerlere yönlendiren tabelalar mevcut, biraz yokuş çıkmanız gerekiyor. Biz “rezervuar” yazan bir oku takip edip, listemizde olmayan bir parka çıktık, güzel de oldu.

Statue of Prince Buda and Princess Pest / Prens Buda ile Prenses Peşte Heykeli

Budapeşte’nin iki yakasını kavuşmaya çalışan kadın ve erkek olarak tasvir eden bu heykel 1982 yılında yapılmış. Ve yazımın başlığına da ilham oldu.

Garden of Philosophy / Felsefe Parkı

Buda ile Peşte’nin heykelinden biraz ilerlediğimizde bu alana çıkıyoruz. Heykeller bütünü dünya üzerindeki değişik dinleri ve fikir liderlerini temsil ediyor. Aynı çalışmadan, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Japonya’da da varmış.

filozoflar_parki
Felsefe Parkı

Szt Gellért Szobor / Gellért Statue / Aziz Gellért Heykeli

Felsefe Parkı’ndan yukarı doğru tırmanışa geçtiğinizde Aziz Gallért heykeline ulaşıyorsunuz. Efsane odur ki; 11. yy’da Macarlar’ı Hristiyanlık ile tanıştıran azizimiz, hristiyanlaştıramadıklarının kurbanı olmuş ve paganlar tarafından bu noktadan bir fıçı içerisinden Tuna’ya yuvarlanmış. Tüm tırmanış boyunca çok güzel manzaralar görüyorsunuz.

gellert_tepesinden_manzara
Aziz Gellert heykeli ve Elizabeth Köprüsü

Szabadsag Szobor / Liberation Monument / Özgürlük Anıtı

Gellért Tepesi’nin en üst noktasında Özgürlük Anıtı bulunuyor. Anıt aslında Nazi’lerin ardından 1947 yılında yapılmış. 14 m uzunluğundaki elinde palmiye yaprağı taşıyan kadın heykeli şehrin hemen hemen her noktasından görülebiliyor. Orijinalinde bir de Sovyet askeri yer alıyormuş ancak komünizm sonrasında yok edilen ya da başka yere taşınan simgelerden olmuş.

ozgurluk_aniti
Özgürlük Anıtı

Citadella / The Citadel

Şehri savunmak amacı ile 1851 yılında inşa edilen yapı, 1960 yılında turistik bir merkez olarak kullanılmaya başlanmış. En tepeden çok güzel manzaralar yakalayabiliyorsunuz.

Tepeden aşağı 15-20 dk’lık bir inişle Elizabeth Köprüsü’nün Buda ayağına çıktık. Hemen burada yine Kraliçe Elizabeth’e adanmış bir heykel var. Sonrasında Tuna kıyısından Kale fünikülerine dek yürüdük. Kale Bölgesi’ne yürüyerek, toplu taşıma ile ya da ufak bir sıra beklemek sureti ile fünikülerle çıkmak mümkün. Biz Füniküleri tercih ettik. İnişi rahatlıkla yürüyerek yapabilirsiniz, bu sebeple tek yön bilet almanız yeterli.

Kale Bölgesi 1265 yılında kurulmuş ama en parlak dönemini 15 yy.da Kral Mattias Napolili Beatrix ile evlendiğinde yaşamış. Beatrix buraya dönemin meşhur İtalyan sanatçıları ile gelmiş ve mimari açıdan bir çok değişiklik yapılmış. 3 kez yıkılıp, dönemin mimarisine göre tekrar yapılan Kale Bölgesi’nde bugün müzeler hizmet veriyor.

Sándor-palota / The Sándor Palace / Sándor Sarayı

Fünikülerden indiğinizde, sağınızdaki bina başkanın ikamet ettiği saray. Saat başı askerlerin nöbet değişimi izlenebilir. Ancak az askerli, çok şaşalı olmayan bir tören.

Mátyás kútja / Matthias Fountain / Matthias Çeşmesi

Tarih Müzesi’nin hemen önündeki neo-barok çeşme İtalya’daki Trevi çeşmesine benzerliği dolayısı ile Budapeşte’nin Trevi Çeşmesi olarak anılıyor.

Budapesti Történeti Múzeum / Budapest History Museum / Budapeşte Tarih Müzesi

Müzede 40.000 yıl öncesinden günümüze dek Roma, Ortaçağ ve Modern kalıntılarını görüyoruz. Budapeşte’ye dair de bir çok belge/görsel sergileniyor. Yine çok ilgi görmeyen bir müze. Girişi oldukça geniş bir avludan yapılıyor.

Magyar Nemzeti Galéria / The Hungarian National Gallery / Ulusal Galeri

Tatilimiz boyunca tek kalabalık gördüğümüz müze burasıydı. Barındırdığı geniş koleksiyon, diğer müzelere nazaran sahip olduğu modern hatlar, girişte iyi bir yönlendirme yapan görevli ve dökümanlarla bence bu ilgiyi de hak ediyor.

Müzenin içerisinde Macar sanatçılarına ait ağırlıklı resim ve heykeller sergileniyor. Biz çok vakit ayıramadık ancak uzun uzun gezilebilecek bir müze. Bana en enteresan gelen kısım ise aynı sanatçının aynı konulu tüm eserlerini yanyana görebilmek oldu. Aynı resmin üzerine bir şeyler eklenmiş bir nevi güncellenmiş versiyonları yemen yanında duruyor.

İngilizce Audioguide imkanı da mevcut, iki tane almanıza da gerek yok, kulaksız kullanarak iki kişi kafakafaya verip faydalanabiliyorsunuz.

Mátyás-templom / Matthias Church / Matthias Kilisesi

Müzelere sırtınızı verip düz devam ettiğinizde Matthias Kilisesi’ne çıkıyorsunuz. 13. yy.da Neo-Gotik tarzda inşa edilmiş bir Katolik kilisesi. Çok güzel bir mimarisi var. Osmanlı hükümdarlığında iç duvarları boyanıp halı ile kaplanmış ve camiye dönüştürülmüş. Bu işlem duvarlara zarar vermediği gibi, yapıyı korumuş da. Osmanlı hükümdarlığından sonra eski haline döndürülmüş. Bilet alıp içerisini görebilirsiniz.

mathias_kilisesi
Matthias Kilisesi

Zoltán Fónagy / Fisherman’s Bastion / Balıkçılar Burcu

Matthias Kilisesi’nin hemen yanıbaşında bulunan Balıkçılar Burcu 1902 yılında tamamlanmış. 7 kulesi, 7 Macar kabilesini simgeliyor. Manzara muhteşem. En üstünde ve altında kafeler bulunuyor. Alttaki kafenin manzarası çok parlak değil ama yorulduysanız bir nefes alabilirsiniz. Budapeşte’de görebileceğiniz en eşşiz manzaraya sahip bu kaleyi andıran yapıyı görmemezlik etmeyiniz.

balikcilarburcu
Balıkçılar Burcu

Tarih Müzesi’nin arkasındaki yoldan yürüyerek füniküler noktasına ulaştık. Sonra hemen oradaki Clark Adam durağından 105 numaralı otobüsle Opera’ya doğru yola çıktık. Opera durağında inerseniz, isminden de belli olduğu üzere Opera Binası’nın tam karşısında inmiş oluyorsunuz.

Magyar Állami Operaház / Hungarian State Opera House / Opera Binası

Bina Macarlar’ın en önemli mimarı Miklos Ybl tarafından 1884’de dizayn edilmiş. Binanın dışı ayrı güzel, içi ayrı güzel. Bekleme salonunu izlemeye bile doyamazsınız.

Herhangi bir gösterime katılmaksızın sadece binayı da gezebilirsiniz ancak biz opera izlemeyi de sevdiğimizden bu akustiği muhteşem salonda Figaro’nun Düğünü operasını izlemeden yapamazdık. Bilet fiyatları çok değişken. 48.000 HUF ile 600 HUF arasında değişiyor. Biz gelmeden bir hafta önce internetten 1.500 HUF’luk biletlerden aldık. Ucuz olan oturma yerlerinin çoğunda „kısmen sahne görülür” ya da „sahne görünmez” şeklinde uyarılar vardı, artık şansımıza diyip, risk aldık. Ucuz olan bazı biletlerin girişi de ayrı bir kapıdan. Beş kat çıkıp, yerimize ulaştık. Önümüzde bir kolon olduğu için biraz eğilip bükülerek de olsa sahneyi görebildik.

opera
Opera salonu

Operalar çok uzun sürüyor. Dünyanın kalanında da öyle midir bilemiyorum ama en azından İstanbul ve Berlin’de öyle değil. Opera 4 perdeden oluşuyordu ve 18:30’da başlayıp 22:30’a dek sürüyordu. Şansımıza ingilizce üst yazı da vardı ve çok keyifli biçimde iki perde izleyebildik. Sonrasında ise bastıran yorgunluk ve açlık dolayısı ile çıkmak durumunda kaldık.

Yine opera binasının önünden M1’e binip, Vörösmarty Meydanı’nda inip, Vaci Utca üzerinde bir fastfood restaurantında karnımızı doyurduktan sonra otele döndük.

3. Gün:

Budapeşte kartımızın süresi 10:00’da biteceği için bu sefer daha erken otelden ayrıldık ve Vörösmarty Meydanı’ndan M1’e binerek; Hősök tere durağında indik.

Hősök tere / Heroes’ Square / Kahramanlar Meydanı

Bu geniş meydan Macar tarihinde önemli yer tutan kişilere adanmış. Meydanın ortasında 36 m uzunluğundaki sütunun üzerinde baş melek Gabriel Macar kutsal tacını ve hac tutuyor. Meydanın bir yanında sanat galerisi diğer yanında ise Güzel Sanatlar Müzesi bulunuyor.

kahramanlar_meydani
Kahramanlar Meydanı

Vajdahunyad vára / Vajdahunyad Castle / Vajdahunyad Kalesi

Kahramanlar Meydanı’nın arkasında çok büyük bir park var. Bu parkın girişindeki gölet kışın buzpateni alanı olarak hizmet veriyor. Bu göleti geçtiğinizde ise Vajdahunyad Kalesi’nin girişine ulaşıyorsunuz. 1896 tarihinde taş ve tuğladan yapılmış kale çok güzel. Alana girdiğinizde modern çağdan soyutlandığınızı hissediyorsunuz. Bu komplex içinde Avrupa’nın en büyük tarım müzesi de bulunuyor. Alanda bir de heykel yer alıyor. 12. yy.da Macar tarihini ilk yazan isimsiz kişiye ithaf edilmiş. Kalemine dokunursanız şans getiriyormuş.

Vajdahunyad_kalesi
Vajdahunyad Kalesi

Budepeşte kartımızın son dakikalarında Kahramanlar Meydanı’ndan M1’e bindik ve Octagon durağında indik. Buradan da 6 numaralı tramvayla New York kafenin yolunu tuttuk. Bir süre burada dinlenip sonra yürüyerek (artık Budapeşte kartımız yoktu) tekrar Octagon durağına ulaştık. Zaten amacımız Octogon itibari ile Andráss bulvarını yürümekti.

Andrássy út / Andrássy Avenue / Andrássy Bulvarı

Bu bulvar Kahramanlar Meydanı’ndan başlayıp, Elizabeth Meydanı’nda son buluyor. Unesco’nun dünya mirası listesinde ve Budapeşte’nin Şanzelisesi olarak adlandırılıyor. Biz orta noktasında Octagon durağından yürümeye başladık. Güzeller güzeli Opera Binası da bu bulvar üzerinde. Bulvar üzerinde ünlü mağazalar yer alıyor. Ben pek bir mana veremedim. Belki yaz aylarında daha hoş oluyordur.

Otelimize varıp, çıkışımızı yaptıktan sonra bu sefer Tuna boyunca yürümeye başladık.

Shoes on the Danube Embankment

Tuna nehri kıyısında Parlemento’ya yaklaştığınızda bu sembolik anıtı görüyorsunuz. Anıt öldürülen Macar Yahudileri için yapılmış. Neden ayakkabı derseniz; o dönem ayakkabı pahalı olduğundan, insanları öldürmeden önce ayakkabılarını çıkarmaya zorluyorlamış.

shoes_on_danube
Tuna’daki ayakkabılar

Országház / The Hungarian Parliament Building / Parlamento Binası

Budapeşte’deki ilk akşamımızda nehirden gördüğümüz parlamento binasını bir de gündüz gözü ile görelim dedik. Dünyadaki en büyük 3. parlamento binasıymış. Neo-Gotik mimariye sahip. Aynı zamanda ülkedeki en büyük bina. 691 odası bulunuyor, içerisindeki merdivenlerin uzunluklarını topladığınızda 20 km ediyormuş. Rehberli turlara katılıp, içini gezebilirsiniz. Ayrıca hazine eserleri de mevcut. Havalandırması hem yazın hem kışın 20 derece olacak şeklide dizayn edilmiş, hala mimarlar için merak uyandıran bir tasarımmış. Binanın temelleri de deniz seviyesinin 30 m altına atılmış.

Nagyvásárcsarnok / Central Market Hall / Büyük Pazar

Sırtımızda çantalarımızla aklımızda kalan son yeri görmek ve hediyeliklerimizi almak için Parlamento’dan Vaci Utca’nın sonuna kadar yürüyerek büyük pazara ulaştık. Burası kapalı, iki katlı çok geniş bir pazar yeri. Alt katta meyve/sebze/şarküteri dükkanları bulunurken; üst katta hediyelik ve yemek dükkanları var. Macarlar’ın hediyelikleri çok çeşitli ve renkli. Pazarda gönlünüze göre bir hediyelik bulabileceğiniz kesin.

buyuk_pazar
Büyük pazar

Büyük pazardan çıktıktan sonra yemek yedik ve uzun süre dinlendik. Sonrasında ise havaalanına dönme vakti gelmişti.

Paylaş

İlk Yorumu Siz Yapın

  1. Burcu Burcu

    Cok hos yazim, akici ve eglenceli bir anlatim olmus. Yeni yerleri, yeni maceralari ve yazilarini heyecanla bekliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: Content is protected !!